Budist Uygurlar arasında bilinen bir
hikaye olan “Edgü Ögli Tigin ile Ayıg Ögli Tigin” budizmin sirayeti ve devlet
yönetiminin din ve şehir eksenli değişimini tasvir eder. Her ne kadar Çin
kaynaklı olsa da bu tür eserler henüz yerleşik hayata geçmiş toplumun
yaşayışını sembolize eder.
İyi prens: “”Bana ferman (padişahlık
izni) verilsin, engellenmesin, gideyim.” diye arz etti. Bunun üzerine babası
han ferman buyurmadı. “Gitmeyeceksin” diye cevap
verdi. ….annesi, babası ünvanlı kişiler, önde gelen zatlar
ağlaşarak üzülerek kaldırmak (istediler) hiç
razı olmadı. …””
“”…. Yine han şöyle diyerek
buyurdu: ‘‘Engellemeye gücüm yetmedi. kudretim yetmedi. İstemeksizin
yolluyorum. Şimdi siz zahmete katlanın beraber gidin. Gidin,
kılavuz olun’’ diye konuştu….””
Kötü Prens: … ‘‘Şimdi (ben de
onunla) beraber gideyim.’’ Sonra babası hana şöyle
hitap etti: ‘‘Ağabeyim prens ölüm ülkesine gidiyor Ben
niçin kalıyorum, haşmetlim? Ben de gideyim. İyi (de) kötü (de)
olsak,
birlikte olalım. ‘‘ diye. Ancak babası oğlunun ahlâkı kötü
olduğu için onu sevmiyordu. Bunun üzerine: ‘‘Gideceksen git’’
diye buyurdu….””
Uygur yönetiminde Çin etkisini
tarihi vesikalardan görürüz. Çin ile en çok etkileşime giren boy Uygurlardır.[2][3]
Bunun neticesinde Çin’in legalizm ve devlet geleneğine benzer öğeler burada da
karşımıza çıkar. T’ang devletinin saadeti Uygurlar ile yakın ilişkilere ve
evliliklere bağlı idi. Karabalsagun
bitiği: “Ahlak ve adeti vahşi, kan
kokusuyla dolu bir memleket, sebzevatla yaşanılan bir memleket oldu. Adam
öldürülen bu memleket içinde iyilik etmenin teşvik gördüğü bir memleket haline
geldi.”[4]
der. 744’te devlet olmadan önce Çok
sert disiplin cezaları olması asayişi sağlamışsa da, yerleşik hayattan önce
belli bir kanun nizamı uygulanamıyordu.[5]
Uygurların devlet anlayışında yerleşik hayata geçişle keskin dönüşler olduğunu
Şamanlıktan maniheizme geçişteki kararlılıklarında görüyoruz. Şamanlıkta adam
öldürmek ahirette faydalıdır ancak maniheizmde tereyağı yemek bile yasaktır.
Uygurlar Soğdlu, hristiyan, Çinli ve Slav tacirlerle iyi ilişkiler içinde
olmuştur. Onların birçok dine mensup olması da bu vesileyledir. Budizme geçişte
ise Çinlilerin manastırlar yaptırarak ve rahipler yollayarak önayak olduklarını
görürüz. Uygurlar bunları kendi istekleriyle sevinçle kabul etmişlerdir. Çünkü
bozkır yaşamına karşın burada sporlar yapıyor, müzik aletlerini ellerinden
düşürmüyor, festivaller ve şenlikler
düzenliyor ve pek de uzun yaşıyorlardı.[6]
Devlet de bu saadete yönelik gelişiyordu. Çin’in uydusu olmamak için de resmi
dini maniheizm gibi diğer coğrafyalarda rağbet görmeyen bir din seçtiler. Ancak
saadete yönelme hareketi resmi olarak olmasa da kalabalıklarca budizmin kabul
edilmesiyle sonuçlandı.
““…dağa ulaşırsanız, mavi lotus
çiçekleri göreceksiniz…”
“…Ola ki, bir gün Buda saadetini
bulursanız, beni mazide bırakmayın…””
Lotus, budizmde kutsal bir
semboldür. İyi prens de hikayenin sonunda “buda”, aydınlanmış kişi olur.
[1] .A.Bican Ercilasun Türk Dili
Tarihi, Akçağ Yay, s. 246
[2] Özkan İZGİ , Çin Elçisi Wang
Yen-Te'nin Uygur Seyahatnamesi, TTK Yay., s. 34
[3] Rene Grousset Stepler İmparatorluğu, TTK Yayınları, 2011
s.136-142
[4] Rene Grousset Stepler
İmparatorluğu, TTK Yayınları, , 2011 s.138
[5] Özkan İZGİ , Çin Elçisi Wang Yen-Te'nin
Uygur Seyahatnamesi, TTK Yay., s. 14
[6] Özkan İZGÇin Elçisi Wang Yen-Te'nin
Uygur Seyahatnamesi, TTK Yay. İ, s. 60
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder