2 Ocak 2015 Cuma

İyi Düşünceli Şehzade ile Kötü düşünceli Şehzade hikayesi- Devlet İlgisi

İyi Düşünceli Şehzade ile Kötü düşünceli Şehzade hikayesi [1]

            Budist Uygurlar arasında bilinen bir hikaye olan “Edgü Ögli Tigin ile Ayıg Ögli Tigin” budizmin sirayeti ve devlet yönetiminin din ve şehir eksenli değişimini tasvir eder. Her ne kadar Çin kaynaklı olsa da bu tür eserler henüz yerleşik hayata geçmiş toplumun yaşayışını sembolize eder.

İyi prens: “”Bana ferman (padişahlık izni) verilsin, engellenmesin, gideyim.” diye arz etti. Bunun üzerine babası han ferman buyurmadı. “Gitmeyeceksin” diye cevap verdi. ….annesi, babası ünvanlı kişiler, önde gelen zatlar ağlaşarak üzülerek kaldırmak (istediler) hiç razı olmadı. …””
“”…. Yine han şöyle diyerek buyurdu: ‘‘Engellemeye gücüm yetmedi. kudretim yetmedi. İstemeksizin yolluyorum. Şimdi siz zahmete katlanın beraber gidin. Gidin, kılavuz olun’’ diye konuştu….””
Kötü Prens: … ‘‘Şimdi (ben de onunla) beraber gideyim.’’ Sonra babası hana şöyle hitap etti: ‘‘Ağabeyim prens ölüm ülkesine gidiyor Ben niçin kalıyorum, haşmetlim? Ben de gideyim. İyi (de) kötü (de) olsak, birlikte olalım. ‘‘ diye. Ancak babası oğlunun ahlâkı kötü olduğu için onu sevmiyordu. Bunun üzerine: ‘‘Gideceksen git’’ diye buyurdu….””

Uygur yönetiminde Çin etkisini tarihi vesikalardan görürüz. Çin ile en çok etkileşime giren boy  Uygurlardır.[2][3] Bunun neticesinde Çin’in legalizm ve devlet geleneğine benzer öğeler burada da karşımıza çıkar. T’ang devletinin saadeti Uygurlar ile yakın ilişkilere ve evliliklere bağlı idi.  Karabalsagun bitiği: “Ahlak ve adeti vahşi, kan kokusuyla dolu bir memleket, sebzevatla yaşanılan bir memleket oldu. Adam öldürülen bu memleket içinde iyilik etmenin teşvik gördüğü bir memleket haline geldi.”[4] der.  744’te devlet olmadan önce Çok sert disiplin cezaları olması asayişi sağlamışsa da, yerleşik hayattan önce belli bir kanun nizamı uygulanamıyordu.[5] Uygurların devlet anlayışında yerleşik hayata geçişle keskin dönüşler olduğunu Şamanlıktan maniheizme geçişteki kararlılıklarında görüyoruz. Şamanlıkta adam öldürmek ahirette faydalıdır ancak maniheizmde tereyağı yemek bile yasaktır. Uygurlar Soğdlu, hristiyan, Çinli ve Slav tacirlerle iyi ilişkiler içinde olmuştur. Onların birçok dine mensup olması da bu vesileyledir. Budizme geçişte ise Çinlilerin manastırlar yaptırarak ve rahipler yollayarak önayak olduklarını görürüz. Uygurlar bunları kendi istekleriyle sevinçle kabul etmişlerdir. Çünkü bozkır yaşamına karşın burada sporlar yapıyor, müzik aletlerini ellerinden düşürmüyor,  festivaller ve şenlikler düzenliyor ve pek de uzun yaşıyorlardı.[6] Devlet de bu saadete yönelik gelişiyordu. Çin’in uydusu olmamak için de resmi dini maniheizm gibi diğer coğrafyalarda rağbet görmeyen bir din seçtiler. Ancak saadete yönelme hareketi resmi olarak olmasa da kalabalıklarca budizmin kabul edilmesiyle sonuçlandı.

““…dağa ulaşırsanız, mavi lotus çiçekleri göreceksiniz…”
“…Ola ki, bir gün Buda saadetini bulursanız, beni mazide bırakmayın…””

Lotus, budizmde kutsal bir semboldür. İyi prens de hikayenin sonunda “buda”, aydınlanmış kişi olur.



[1] .A.Bican Ercilasun Türk Dili Tarihi, Akçağ Yay, s. 246
[2] Özkan İZGİ , Çin Elçisi Wang Yen-Te'nin Uygur Seyahatnamesi, TTK Yay., s. 34
[3] Rene Grousset  Stepler İmparatorluğu, TTK Yayınları, 2011 s.136-142
[4] Rene Grousset Stepler İmparatorluğu, TTK Yayınları, , 2011 s.138
[5] Özkan İZGİ , Çin Elçisi Wang Yen-Te'nin Uygur Seyahatnamesi, TTK Yay., s. 14
[6] Özkan İZGÇin Elçisi Wang Yen-Te'nin Uygur Seyahatnamesi, TTK Yay. İ, s. 60

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder